İçeriğe geç

Sosyoloji artı değer nedir ?

Sosyoloji ve Artı Değer: Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme

Toplumları ve güç ilişkilerini anlamak, insanlık tarihinin en temel sorularından biridir. Ekonomi, iktidar ve toplumsal düzenin etkileşimi, toplumsal yapıyı inşa ederken karşımıza sürekli olarak bir soruyu çıkarır: Kim kazanıyor ve kim kaybediyor? Bu soruya verilen yanıt, sadece ekonomik verilerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda iktidarın, ideolojilerin, yurttaşlık haklarının ve demokratik katılımın nasıl şekillendiğine de dair derin bir analiz gerektirir. Artı değer kavramı, kapitalist toplumda işçilerin emeğinden sömürü sağlanmasını açıklayan bir ekonomik kavram olmakla birlikte, siyaset bilimi açısından ele alındığında, daha geniş bir güç ve toplumsal düzen tartışmasına dönüşür.

Bu yazıda, artı değeri sadece bir ekonomik terim olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal yapıları şekillendiren bir güç dinamiği olarak ele alacağız. İktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramları üzerinden artı değerin siyasal anlamını ve toplumsal yapılar üzerindeki etkisini inceleyeceğiz.
1. Artı Değerin Temel Kavramı: Ekonomi ve İktidar Arasındaki Bağlantı
1.1. Karl Marx’ın Artı Değer Teorisi

Artı değer, kapitalist sistemin temel dinamiklerinden biridir. Karl Marx, bu kavramı işçilerin emeğinden daha fazla değer elde eden sermaye sahiplerinin yarattığı sömürü ilişkisini açıklamak için geliştirmiştir. Marx’a göre, işçilerin ürettiği değerin tamamı, emeklerinin karşılığı olarak kendilerine verilmez; bu değer, kapitalist sınıfın karını oluşturan artı değer olarak cebine gider. Bu ekonomik dinamik, yalnızca piyasa ilişkileriyle sınırlı değildir, aynı zamanda iktidar ilişkileri ve toplumsal yapıyı da doğrudan şekillendirir.

Sosyolojik açıdan, artı değer yalnızca ekonomik bir olgu değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliği ve güç dağılımını yansıtan bir göstergedir. Kapitalist toplumlarda, işçilerin artı değer üretmesi, iktidarın ve kapitalist sınıfın gücünü artırırken, işçilerin toplumsal meşruiyet ve katılım haklarını da sınırlayan bir durumu ortaya çıkarır.
1.2. Ekonomik Sömürü ve Toplumsal Düzen

Artı değer, ekonomik bir sömürü ilişkisini anlatmanın ötesinde, toplumsal düzenin temel taşlarını da oluşturur. Toplumun, kaynakları kontrol eden bir elit sınıfla, bu kaynaklardan yoksun kalan işçi sınıfı arasında bir denge kuran bu yapı, aynı zamanda iktidar ilişkilerini de derinleştirir. İşçiler, emeklerinin karşılığını tam olarak alamazken, sermaye sahipleri bu artı değeri politik ve toplumsal güce dönüştürürler.

Bu bağlamda, artı değer üzerinden yürütülen bir iktidar mücadelesi, aslında toplumsal düzenin yeniden şekillendirilmesiyle ilgilidir. Sermaye sahiplerinin, işçi sınıfı üzerindeki egemenliğini sürdürebilmeleri için, ideolojiler ve kurumlar aracılığıyla bu ekonomik sömürüyü meşrulaştırmaları gereklidir.
2. İktidar ve Meşruiyet: Artı Değerin Siyasal Boyutu
2.1. İktidar İlişkileri ve Ekonomik Güç

Toplumda iktidar, sadece politik kurumlarla sınırlı değildir. İktidar, aynı zamanda ekonomik ilişkilerle de şekillenir. Artı değerin üretimi ve dağıtımı, iktidarın merkezini oluşturur. Kapitalist sistemde, bu iktidar ilişkileri genellikle devletin ve büyük kurumların politikalarını şekillendirir.

İktidar, sadece üst sınıfların egemenliğini sağlamaya yönelik bir araç değil, aynı zamanda toplumsal düzenin meşruiyetini sağlamada da önemli bir rol oynar. Kapitalist toplumda, devlet ve ekonomi arasındaki ilişki, genellikle sermaye sahiplerinin çıkarlarını koruyacak şekilde düzenlenir. Bu düzenin meşruiyeti, hem ekonomik hem de politik ideolojiler aracılığıyla sağlanır. Ancak bu meşruiyet, her zaman sorgulanabilir ve tartışılabilir bir düzeyde kalır. Örneğin, sosyalist veya marksist teoriler, bu tür bir meşruiyetin aslında sadece egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini savunur.
2.2. Meşruiyetin Sorgulanması: Güncel Siyasal Olaylar

Günümüz siyasal bağlamında, artı değer kavramı, çeşitli toplumsal hareketlerle sorgulanmakta ve yeniden tartışılmaktadır. Örneğin, Fransa’da sarı yelekliler hareketi, ekonomik eşitsizliklere ve artı değer üzerinden yürütülen sömürüye karşı toplumsal bir tepki olarak yükselmiştir. Bu hareket, hem ekonomik hem de siyasal meşruiyetin yeniden sorgulanmasını talep etmektedir.

Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde “Occupy Wall Street” hareketi, finansal sistemin işleyişine karşı çıkan ve zengin ile yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren mevcut ekonomik düzene karşı bir duruş sergilemiştir. Buradaki temel mesele, artı değer üzerinden işçilerin sömürülmesi ve bu sömürünün politik olarak nasıl meşrulaştırıldığıdır. Bu tür hareketler, toplumsal katılım ve meşruiyetin yeniden tanımlanması gerektiğini savunmaktadır.
3. Demokrasi ve Katılım: Artı Değerin Toplumsal Etkileri
3.1. Demokrasi ve Ekonomik Güç İlişkisi

Demokrasi, halkın egemenliği anlamına gelir; ancak ekonomik güç dağılımı, bu egemenliği sınırlayan bir engel olabilir. Artı değer, yalnızca ekonomik bir kavram olmaktan çıkar ve siyasi katılımın da önündeki engelleri gösteren bir araç haline gelir. Demokrasi, tüm yurttaşların eşit haklarla katılım gösterdiği bir sistem olarak tanımlansa da, kapitalist sistemde bu eşitlik ekonomik temellerde çoğu zaman yok sayılır.

Yoksul ve işçi sınıfının artı değeri üreten kesimler olarak varlık gösterdiği toplumlarda, demokratik katılım genellikle ekonomik sınıflar arasındaki uçurumla sınırlıdır. Bu durum, demokratik süreçlerin dışlayıcı bir hale gelmesine yol açar. Ekonomik gücün büyük ölçüde sermaye sahiplerinde toplandığı toplumlarda, politik iktidarın ve karar alma süreçlerinin de bu sınıflar lehine işlediği görülür.
3.2. Katılımın Yeniden Şekillenmesi

Artı değer ve sömürü ilişkisi, demokratik katılımı şekillendiren önemli bir faktördür. Toplumda ekonomik eşitsizlik arttıkça, bireylerin siyasal katılım hakları da azalır. Bu noktada, kapitalist sistemin dışladığı kesimlerin, ekonomik ve politik katılım hakkı arayışına girmesi, toplumsal dönüşümün temel adımlarından biri olabilir. Bu arayış, sadece protestolar ve toplumsal hareketlerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda yurttaşlık haklarının yeniden tanımlanması ve güç ilişkilerinin sorgulanmasını gerektirir.
4. Sonuç: Artı Değer ve Geleceğin Siyasal Yapısı

Artı değer, sadece bir ekonomik kavram değil, aynı zamanda toplumsal güç dinamiklerini, meşruiyetin nasıl inşa edildiğini ve demokrasinin sınırlarını tartışmamıza olanak tanır. Kapitalist toplumlarda, işçilerin emeğinden üretilen değer, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir sömürü aracıdır. Bu bağlamda, artı değer üzerinden kurulan güç ilişkileri, toplumların demokratik yapısını ve katılım düzeyini doğrudan etkiler.

Toplumda artı değerin nasıl üretildiği ve dağıldığı, siyasal süreçlerin meşruiyetini ve demokrasi anlayışını yeniden şekillendirebilir. Bu süreçler, yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik ve duygusal bir tartışmayı da beraberinde getirir. Bu noktada, her birey, toplumsal eşitsizliklere karşı nasıl bir katılım göstermeli ve iktidarı yeniden nasıl şekillendirmelidir? Bu sorular, siyasal katılımın derinlemesine bir sorgulamasına davet eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
piabellacasino